15 Şubat 2017 Çarşamba

Minicik Bedenine Nasıl Sığdı O Yürek? (2)

O ufak çocuğun dirayetini verin bana, o her şeye göğüs geren çocuğun yüreğini verin, ben onun kadar cesaretli değilim, o bir şekilde içindeki sıkıntıyı atardı, bense içimdeki sıkıntıyı içime atıyorum…

O çok zor günler geçirdi, ben onun kadar dirençli değilim. Ağlayışı gelir gözlerimin önüne, hastalanıp tek başına yattığı ise gitmez gözlerimin önünden. O biçare halini bir başkasına anlatırken gözlerinin yaşardığını bilirim. Duvarlara attığı yumrukları, uzun gecelerde uykusuz kalışını…

Bir Allah bir de ben bilirim….

Üst üste yaktığı sigaraları, aynı fotoğraftan iki tane olduğu için bir fotoğrafı yırtıp da diğer hiçbir fotoğrafı yırtmaya kıyamayışını bilirim. Yağmurun altında saatlerce kalıp sırılsıklam olana kadar ıslandığını bilirim. Ayakkabılarının su alışını, evinin dış kapısının önünde, koridorda ve babasının gözlerinin önünde bayılışını bilirim…

Duvarlara fırlattığı bardakları, kolunun kesilişini, yazıp yazıp kimseye okumadığı satırları bilirim. Doğum gününde tek başına kalışını, kutu gibi bir odanın içerisinde tek başına karanlıkta oturuşunu, herkesten uzaklaştığını bilirim…

Bir düğünün ortasında daralıp, evine koştura koştura gidip, bir şeyler yazışını ve tekrar koştura koştura düğün yerine geri dönüşünü, onun yokluğunun fark edilmemiş olmasını bilirim…

Aç kaldığı günleri, yumruklarını sıkıp da kavga edişlerini bilirim. Salonun ortasında dizlerinin üstüne çöküp ağlayarak dua edişlerini, evdeki eşyaları dağıtışını, aynı kıyafetleri giyişini, bazılarının onun varlığını unutuşunu, yüzüne gülenlerin, arkasından konuştuklarını, kurduğu hayalleri, ağzının bıçak açmayışını, dirseklerini çürütüşünü bilirim…

Kursağında kalan onca şeyi,
Sayfalarca yazmasına rağmen hiçbir şeyi anlatamamış olmasını,
Kalemini kendi hayal dünyasında kana bulayışını,
Yakınlarını,
Sevdiklerini satırlarında defalarca öldürüp kendini katil şair ilan edişini bilirim…

Kimse bilmez,
Bir Allah bir de ben bilirim…

Sökük bir gökyüzünün kirli bulutları altında ıslandı insanlar, sokakların kaldırım taşlarında saklı kaldı çığlıklar. Güneş ısıtmadı buz tutan dudakları, rüzgar saçlarını hiç okşamadı, hayat her fırsatta vurdu, her fırsatta bir darbe indirdi…

Şiirlerin arasında gizlenen siluetler görüyorum, bir boşluk bulsa koşturacak satırlar boyunca, bir de basılan çığlıkları duyuyorum bilhassa kendi çığlıklarımı ancak ne kendi çığlıklarımı ne de siluetleri takip edebiliyorum. Dirsek çürüttüğüm gecelere dönüyorum, bir sağa bir sola dönüyorum bazen kırık bir hayalimi bazen de kurumuş bir gözyaşımı buluyorum. Nefesimin daraldığını, düşüncelerin ortasında boğulduğumu hissediyorum ancak anlatamıyorum, ne dilim iki çift söz etmeye meyil edebiliyor ne de kalemim iki satır yazabiliyor…

O ufak çocuğun dirayetini verin bana, o her şeye göğüs geren çocuğun yüreğini verin, ben onun kadar cesaretli değilim. Onun neler çektiğini,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder