24 Nisan 2017 Pazartesi

Bugün Ne Yaptın?

Bugün ne yaptın?

Bir dükkana girip patlattım kasayı, o parayla içki içip sağa sola salça oldum. Güzel bir hatun görüp makas aldım, kısa bir etek giymişti, durur muyum sıkıştırıp (!) direnince bıçağı boğazına dayadım. Bağıracak oldu canını aldım, daha kolay (!) çok fenaydı. (!)

Neden yaptın? Suçlusun…

Suçlu değilim, kafamız güzeldi. O da kısa giymeseydi, o saatte orada işi ne yolluydu… (!!!)

Bugün ne yaptın?

Yaşlı bir bunak bankamatikten para çekiyordu zaten bir ayağı çukurda ne yapacak o kadar parayı. Bir gazla çekip aldım elinden parayı, o da direndi, yerlerde sürükledim. Gidip mahalleye torbacıya bütün hasılatı bayılıp (!) aldım. Bana kadarını ayırıp ufak çocuklara sattım. Bunlarda para bitmez, bunlar zengin çocuğu anası babası sahip çıksaydı. Hem ben yapmasam başkası satardı. Paramı alıp yoluma bakarım (!)

Suçlu değilim, şeytana uydum. İçiciyim satıcı değilim, satanlar ne yapsın ailesi sahip çıksaydı… (!!!)

Bugün ne yaptın?

Mülteci ordusu var fırsat bu fırsat şişme dandik bir bot buldum, tüm ceplerindeki paraları alıp, işe yaramayan can yelekleri verip, deniz ortasına attım. Bana ne ya, ölen ölsün, o kadar aptal (!) olmasaydılar. Çok iyi para var ya, akşam karıya (!) gidiyoruz. Eğlencenin dibine vuracağım…

Suçlu değilim. Ben onları uyardım (!) ama dinlemediler, akıl var mantık var o botla kim aşabilir o denizi, hem sahil güvenlik müsaade eder mi? Yardım etmeye çalıştım, insanlar hayallerine kavuşsun istedim… (!!!)

Bugün ne yaptın?

Bizim karı (!) boşanacağım dedi, çektim silahı vurdum. Namus meselesi… (!!!)

Suçlu değilim, namusumu temizledim… (!!!)

Bugün ne yaptın?

Bana başkan kaldıran insanlara ordumla savaş açtım. Ülke menfaati için koltuk sevdası (!) değil, ne yaptıysam halkım (!), vatanım (!), ülkem (!) için yaptım. Düzen böyle geldi, böyle gidecek ya onlar kaybedecek, ya da ülke elden gidecek (!)

Suçlu değilim, ülkemi, yönetim şeklini, kanunun gereğini yaptım. O sivil insanlar dedikleriniz ülkemizi bölmeye çalıştı. Başka ülkelere kaçanlar da savaş var diye kaçtı. Koltuk sevdası (!) değil bu, hiç kimse anlayamaz, yerimde olsaydınız aynısını yapardınız… (!!!)

Bugün ne yaptın?

Bizim durumumuz pek iyi değil. Köyde zengin bir ağa var, 13 yaşındaki kızımı onunla evlendirdim (!).

Suçlu değilim. Hayatını kurtardım (!), okuyup ne olacak (!), kız çocuğu okur muymuş hiç (!!!) zamanla o da onu sever geçinir giderler. Ne var yani adam 70 (!) yaşındaysa, ölmesi yakın (!) bütün mal, mülk ona kalır (!) ben sadece kızımı düşündüm (!!!)

Bugün ne yaptın?

Çocuğu olmayan zengin bir aileye çocuğumu sattım (!).

Suçlu değilim, bende üç çocuk vardı, bakamazdım (!), sevap (!) işledim onlarda çok mutlu oldukları için para verdi. (!!!)

Yorumsuz.... (!!!) 

Yazı "İmpala - Bugün Ne Yaptın?" isimli şarkıdan esinlenerek yazılmıştır. Şarkının sözleri açıklama kısmındadır. Şarkının ismine tıklayarak, şarkıyı dinleyebilirsiniz....

Devamını Oku »

4 Nisan 2017 Salı

Ölü Bir Çocuk Büyüttüm


Hüzün gölgesinde gözyaşlarını saklayan insanlar görüyorum. Hayallerini idam eden minik çocuklar buluyorum karanlık bir ara sokakta, lambalar kapanıyor yavaş yavaş, şehir derin bir uykuya dalıyor. Gökyüzünde yıldızların kahkahaları çınlatıyor kulakları, duyduklarını çeviremez hiçbir tercüman ve bu dünya denilen yerde en çok hırpalanan birey oluyor masum çocuklar...


Kan kırmızı bir Güneş batarken kızarıyor dağların yanakları, tepelerin arasından gözyaşları gibi sızıyor ışınları. Neden kızarır batarken Güneş, şehri karanlığa boğmaktan mı utanır?

Balonların renkleri gözlerin ışıltısına ayna tutmakta, parklarda sallanan çocukların çığlıkları doğaya yansıyan en güzel melodi oluyor. Bu çığlıkların arasında yere düşen gözyaşlarının sesini duyan kişi sayısı yok denecek kadar azdır. Annesini, babasını kaybeden minik bedenler buluyorum tabut önünde, mezar başlarında şimdi kim anlatabilir en renkli şekliyle çocuklara ölümü? Ölüm baştan sona simsiyah bir renk, hangi minik beden siyahla gülmeyi öğrenebilir...

Büyük insanlar görüyorum yaşam kavgasında yumruklarını sallayıp durmaktalar. Para, yeni dünya düzeninin odak noktası oldu. Çocukluğunu özleyen insanlar görüyorum park köşelerinde ellerinde birer sigara, bira (vs.)...

Bu karanlık bir yazı size açan çiçeklerden bahsedemem. Kelebeklerden, kuşlardan da bahsedemem çünkü bu yazıda çiçeklerin üzerine bastılar. Kelebeklerin de kuşların da kanatlarını kırdılar. En çok kendi halime yandık sigaramla ve eminim ki o küçük çocuk bu halimi görse yüzüme tükürürdü...

Hanginiz ölü bir çocuk büyüttünüz yüreğinizde,
Bu, acının en sert hali...

Tayfun Yavuz
Devamını Oku »

17 Mart 2017 Cuma

Minicik Bedenine Nasıl Sığdı O Yürek - 4 (Bebek)

Bebekliğinden vurmaya başladı dünya, kader seni feleğin çemberinden o zamanlarda geçirmeye başladı. Gözyaşların, çığırmaların sel olup akarken baban koridorda duvarları yumrukladı. Ne güçlü bebektin sen, öyle ki yedi koca adam seni zapt edemedi bir türlü, o zamanlardan belliydi dimdik duracağın, o zamandan belliydi güçlü olacağın…

Kaç ameliyat geçti o ufacık bedenin üstünden, kaç iğne saplandı vücuduna, söylesene güzel bebek kaç iğneyle delik deşik ettiler kafatasını damar ararken doktorlar, nasıl kan revan içinde kaldı o incecik saçların, nasıl çıldırdı baban seni o halde görünce…

Ah be güzel gözlü bebek, ah be güzel gülüşlü çocuk, kaç kez öldü diye koştular hastaneye? Kaç havale atlattı o ufacık bedenin, kaç kez ölü gibi kaldın annenin, babanın kucağında…

O ufacık bedenine nasıl sığdı o yürek?

Minicik kollarına iğneler saplandı, kablolar bağladılar vücuduna, kaç gün yattın hastanede? Doktorlar nasıl da vicdansız konuştular hakkında, nasıl da haince yorum yaptılar oysaki çok şükür yanıldılar. Çok şükür ki iyi doktorlar da çıktı karşına, korudular seni kötü doktorlardan öyle ki ne nazik davrandılar sana, ne de güzel üzerine titrediler…


Çok zor büyüdün be çocuk çok zor
Yüreğine değdi en büyük nazar
O yüzdendir ki en çok kalbin kırıldı
Bunca şeye ne güzel göğüs gerdin
Ne de güzel direndin be çocuk
Hangi akıl, hangi mantık alır ki,
Minicik bedenine nasıl sığdı o yürek?
Devamını Oku »

13 Mart 2017 Pazartesi

Elveda İzmir

Elveda İzmir,
İşte gidiyorum,
Seni terk ediyorum

Çocukluğumdan kaçıyorum
Senin bir suçun yok

Hiçbir şey almadan senden gidiyorum
Daha güneş doğmadan,
Kimseler uyanmadan
Elimde telefon ve kulaklığımda çalan şarkıyla

Hiç kimse anlamadı beni tıpkı senin gibi
Tıpkı üç yaşındaki bebek gibi anlamadılar
Sustuğumu bile fark etmedi hiç kimse
Gidiyorum işte sessiz ve sakince
Elveda güzel şehrim İzmir'im...

Gidiyorum artık duyuyor musun?
Aslında hiç fark etmiyorsun...

Desene İzmir,
Nereye gidiyorsun,
Gidecek bir yerin mi var sanki

Vursana bu gerçeği de yüzüme
En büyük acılarıma şahitsin
Belki değilsin benim kuruntum

Desene İzmir,
Sen bensiz yapamazsın diye,

Üç gün ayrı kalsan,
Burnunda tütüyor kokum
Desene sen değil miydin

*"Kaçıncı gidişim oldu
Hep sana dönüyorum" diyen...


* "Kaçıncı gidişim oldu hep sana dönüyorum" Ados - Numara 42 isimli parçadan alınmıştır...
Devamını Oku »

8 Mart 2017 Çarşamba

8 Mart Dünya Kadınlar Günü


Tüm çiçekleri toplayalım bahçelerden, kopartalım dallarından, gökyüzünü sökelim de yollarına serelim, bulutlardan yastık, çimlerden yatak, yıldızlardan tokalar yapalım. Her kadın anne adayıdır, her annenin ayaklarının altındadır cennet…

Aslında bakılırsa birçok kadının ayaklarının altındadır cennet, haklarını ödemeye hiç kimsenin gücü yetmez. Babalar bugün alınganlık yapmasın bugün kadınlar günü keşke her gün kadınlar günü olsaydı belki o zaman eli titrerdi insan kılığına girmiş cisimlerin elleri ve belki de vicdanları patlardı kulaklarının zarını…

Tüm annelerin ellerinden öpesim öyle ki tüm annelerden helallik alasım var. Bilhassa Şehit Annelerinin ayaklarına kapanasım gelir, öpesim ellerinden, silsem her birinin gözyaşlarını “Annem” diye seslenebilsem…

Keşke elimden gelse durdursam şu şiddeti, rencideyi, cinsel istismarı, cinayetleri…

Hayat arkadaşı, can yoldaşı ne güzel kavramlardır. Yoruldum kelimesi düşse de o narin dudaklarından yine de durmazlar. Bir çırpıda hazırdır yemek, ütülüdür, tertemiz ve mis kokuludur elbiselerin. Hastalandığında anne gibi bekler başında, seni iyi edene kadar bir an olsun ayrılmaz yanı başından. Dara düştüğünde haberinin olmadığı yastık altı paralarını çıkarır da tutuşturur eline, öyle fedakardır ki kadınlar kolundaki bileziğini, küpesini, kolyesini hatta yüzüğünü bile satman için avuç içlerine bırakır. Derdini bilir, sıkıntını üzüntünü, neyi sevdiğini neyi sevmediğini senden daha bilir…

Bunca fedakarlığın yanında istedikleri şeyler pek azdır. Öyle pahalı, uçuk, kaçık şeyler de beklemez sizlerden. Kadınları mutlu etmek ne kadar kolaysa, onları kırmakta ne yazık ki çok kolaydır. Siz ki kıran tarafta olmayın hatta kimse hiç kimseyi kıran tarafta olmasın. Dünya bu kadar kötüyken, acı, kan, gözyaşı herkese sıçramışken insanları mutlu etmekten çekinmeyin…

Kadınları mutlu etmek çok basittir. Mesela sevdiği bir şarkı da evin içinde onu dansa kaldırabilirsiniz, gözlerinin içine bakıp o çok zorlandığınız ancak söylemenin de duymanın da çok güzel olduğu cümleyi kurabilirsiniz “Seni Seviyorum.” Demode gibi gelse de birçok kadını bir adet kırmızı gül de mutlu eder. Bir sigara az için, bir bira az için ya da başka bir yerden kısıp buna çok cüzi bir miktar ayırıp alın efendim. Mesela isminin baş harflerinden akrostiş şiir yazın diyelim ki yazamadınız. İnternet'ten güzel sözler arayıp baş harflerine göre uyarlayın hatta bunun bir değişik şekli de kağıtlara en güzel cümleleri, sözleri yazıp ufak bir kutu içinde verin. Öyle süslemenize bile gerek yok bir fanus, bir kap içine de koyabilirsiniz. Onlar için önemli olan düşünmüş ve emek vermiş olmanızdır. Öyle çocuk ruhlu kadınlar vardır ki balon, kağıt helva, pamuk şeker ya da elma şekeri ile de mutlu oluyorlar. Hiçbir şey yapamıyorsanız el ele tutuşup alabildiğine parklarda, bahçelerde gezin. Kadınların birçoğu maddiyata önem vermez ancak mal canın yongasıdır bunu da unutmayın. Maddiyat kokan hediyeler konusuna hiç girmiyorum bunun için binlerce seçenek var. Finansal durumu iyi olanlar zaten bu konularda uçuk şeyler yapıyorlar. Bir tebessüm, bir seni seviyorum en büyük mutluluk efendim. Kimi kadınlar da kitapla mutlu olurlar, bir kitap alın mesela şiir kitabı alın elinize kalemi sevdiğiniz şeyleri daire içine alın, altını çizin bu bile yetecektir…



Tüm annelerin ellerinden, küçüklerimi gözlerinden , yaşıtlarımı da yanaklarından öperim dünya kadınlar gününüz kutlu olsun…

Yıllardır süre gelen kadın erkek muhabbetine hiç girmiyorum. Bunu artık kabul etmek lazım kadın bizlerden daha iyiler…

Kara bulutlar hiç dolaşmasın üzerinizde, kötü sözler işitmesin kulaklarınız, kötü olaylarla karşı karşıya kalmamanız dileğiyle…

Her şey gönlünüzce olsun…

Tüm iyi dilekleriniz, hayalleriniz gerçek olsun…

Dünya Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun…

Kadınlardan Erkeklere Mesaj Var!
Video Linki: "Kadınlardan Erkeklere Bir Mesaj Var!" - Onedio

Dipnot: Kadınlar Günü Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 120 kadın işçi can verdi.İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.

26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oy birliğiyle kabul edildi.

İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda (3. Enternasyonal Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleşen çeşitli gösterilerde anılmaya başlanmasıyla Batı Bloku ülkelerinde daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti.

Bununla birlikte Birleşmiş Milletler'in resmi internet sayfasında, günün tarihine ilişkin bölümde kutlamanın New York'ta ölen kadın işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır. Türkiye'de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı.

"Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül Darbesi'nden sonra cunta yönetimi tarafından dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmasına izin verilmedi. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" kutlanmaya devam edilmektedir.



Devamını Oku »

4 Mart 2017 Cumartesi

Bir Güzel Kadın Jale Demirdöğen

Kitap okumanın zevkinden kendinizi mahrum bırakmayın. Bir kitap ki sizi gülümsetebilir, sevindirebilir bir kitap ki sizi öyle içten öyle samimi bir şekilde ağlatabilir. Bir kitap ki sizi bambaşka dünyalara götürebilir, sizi yeni insanlarla hatta öyle samimi, öyle içten, öyle güzel insanlarla tanıştırabilir. Her kitap yazan güzel insandır demiyorum efendim, her kitap güzeldir diye bir iddiam da yok ancak kitap okumanın heyecanı ve zevki bambaşka bu hazzı yaşamadan ölmeyin...

Jale abla ile Leyl: Aşkın Karanlık Yüzü kitabıyla tanıştım hatta asıl tanışmamıza vesile olan kitap "Mutsuz Çocukların tanrısı isimli kitabı olmuştu. İlk önce dediğim gibi Leyl Aşkın karanlık yüzü isimli kitabını almıştım, bir süre sonra da mutsuz çocukların tanrısı isimli kitabını aldım ancak ilk başta iki kitabın da Jale ablaya ait olduğunu fark etmemiştim. Bunun bir tesadüften daha fazlası olduğunu düşündüm ve dediğim gibi tesadüf değildi çünkü kitapta Tayfun isminde bir karakter vardı. Bunu fark ettiğimde çok ayrı bir heyecan ve haz duydum. Hatta kitabın sonuna not yazmıştım;


Tayfun burada da kaybetmişti,
Tıpkı okuyan gibi
Tıpkı başka bir Tayfun
Başka bir karakteri okuyan
Gerçek Tayfun gibi
Şimdi bir soru
Hangisi, hangisine benziyordu
Sahi ne önemi vardı ki
Tayfun'lar kaybederdi...

17.09.2015 02.46

Bu notu yazdığım an bunu Jale ablaya da göstermeliyim dedim kendi kendime ve ilk kitap fuarında aradım, taradım ve ona ulaştım. Elimdeki kitabın ilk basım olduğunu görünce ayrı bir keyifle kitabı imzaladı ancak imzadan önce en arkadaki yazıyı okuttum, bu ufak yazı onun da hoşuna gitmişti ve imzasını atarken bu yazıya atıfta bulunmuştu;

Sevgili Tayfun,
Belkide kaybetmez Tayfun'lar ve diğerleri de;
Aşkın katili değil de şairi olurlarsa;
Ne dersin?
Sevgilerle

Jale Demirdöğen

Fotoğraf isteğimi de geri çevirmedi ve beraber bir fotoğraf çekildik...


Bu pamuk yürekli, güzel insan öyle içten, öyle samimi kadındı ki kitap gibi dedikleri türde her sayfasında yeni bir dünya ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Bir süre sonra sosyal medyadan da takip etmeye başladım. Dedim ya her sayfada ayrı bir dünya diye işte tam karşılığı olarak sosyal medyadaki paylaşımları da ayrı bir güzel. Hele ki her akşam paylaşmış olduğu plakların tarifini yapamam ama siz de onu takip edip bu hazzı yaşayabilirsiniz...

Kendini yükseklerde gören birisi değil ancak biz okurlarının en azından benim gözümde yüksekten daha yüksek bir yerde çünkü böyle güzel insanların sayısı azaldı efendim. Güzel insanlara ve bu güzel insanların ortaya çıkarmış oldukları işleri takip etmeyi ihmal etmeyin bir zahmet...

Daha sonralarında bazı konularda yardımcı olmayı da ihmal etmedi. Önümüzdeki kitap fuarını iple çekiyorum, bu güzel kadın ile bir kare fotoğraf daha çekilmek ve birkaç cümle de olsa sohbet edebilmek için, inanın okuduğunuz kitaptan daha fazla yazarını seviyorsunuz. Bu kimilerine göre değişebilir, ne de olsa öznel bir cümle beni kanıksamayın efendim...

Çok az şey bilip çok şey bilmek gibi bir durum bu, yüreği ayrı güzel, kendisi ayrı, kalemi hele ki kitapları ve plakları ayrı güzel. Onun kadar iyi bir yazar olmak da hedeflerim arasında umarım bir gün o da benim kitaplarımı okuma fırsatı bulur, bunu tüm kalbimle diliyorum...

Siz siz olun kitapları İhmal etmeyin hele ki yazarlarını hiç ihmal etmeyin...

Bir Güzel Kadın Jale Demirdöğen
İyi ki varsın
Yüreğine sağlık
Öpüyorum kalem tutan ellerinden
Önünde saygıyla ve sevgiyle eğiliyorum
Ne yüreğin,
Ne de kalemin kırılmasın hiçbir zaman
Rabbim yar ve yardımcın olsun
Sevgiyle,
Saygıyla,
Ve edebiyatla kalın
Hoşça kalın...
Devamını Oku »

1 Mart 2017 Çarşamba

Bir Melek Uçtu Gitti Dünyadan (Ceylan Timuroğlu)


Geceyi kalbinden vurdular, yıldızlar utanmasaydı hepsi terk ederdi gökyüzünü, gücü yetse dolunayın kaçardı dünyanın yörüngesinden öyle puslu bir hava öyle kanlı bir geceye şahit oldu karanlık. Şehir suskunluğuna gömüldü, kırılası var tüm kaldırım taşlarının, bir silah sesi düştü bomba gibi gecenin kucağına, bir mermi delip geçti sanki karanlığı ve saplandı bir meleğe...

Güneş utandı doğarken, bulutlar kan kırmızı, yağmur yağacak olsaydı eğer kan kırmızı düşerdi her damla, gücü yetseydi Güneş'in ısıtmazdı bugün kimseyi, hiçbir gezegeni öyle ki yakardı elbet kendini bile...

Bir kurşun çıktı silahın namlusundan, bir kurşun ki öyle hain, öyle nefretle çıktı yoluna ve eminim ki gücü yetseydi eğer tetiğe basana dönüp saplanırdı...

Bir melek uçtu, gitti dünyadan o artık hak ettiği yerde cennete, öyle ki eminim melekler karşılamıştır, eminim ki cennetin en güzel mekanları onun olmuştur...

Bir meleği cennete gönderdi tek aşkım dediği abisi, bu acının tarifi yok...

Bitmedi, bitmeyecek gibi bu suç, bu vahşet, dur demeyecek gibi hiç kimse, hiç ölmeyecek gibi katlediyorlar insanları insan kılığına girmiş yaratıklar...

Mekanın cennet olsun... Ceylan Timuroğlu...
Bir melek uçtu,
Gitti dünyadan,
O artık hak ettiği yerde
Cennette...

Tayfun Yavuz
Devamını Oku »

27 Şubat 2017 Pazartesi

Hayki - B1R (Dikkat Türkiye İçerir)


Hayki mahlası ile Türkçe Rap piyasasının başaralı isimlerinden Aytuğ Tunal'ın son çıkarmış olduğu B1R isimli parçası son dönemlerdeki birlik ve beraberliğe dikkat çeken, Tükiye'nin her şehrine ve özelliklerine değinilen, ayrımcılığa, ırkçılığa, bölücülüğe karşı duran en güzel parçası olduğu gayet açık ve net bir şekilde ortada ayrıca son dönemlerde kitlenin bilinçlenmesiyle birlikte Türkçe Rap gerekli değeri yavaş yavaş görmeye ve daha başarılı, daha güzel parçalar çıkarmaya başladı. Eskisi gibi insanlar rap müzik denilince ön yargılı davranmıyor. Hiç rap dinlemeyen ya da rap müziği beğenmeyen birçok kişinin hayran kaldığı şarkının daha fazla kitleye ve izlenmeye ulaşması en büyük temennimiz. Rap dinleyicisi olarak gelinen son durumdan hoşnut ve mutlu olduğumu da belirtmek isterim. Yarınlarda hak ettiği değeri kat ve kat fazlasıyla görmesi dileğiyle şimdi sizleri bu efsanevi parçayla baş başa bırakıyorum desteğinizi esirgemeyin...

Şarkıya aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz...

Hayki - B1R isimli parçayı dinlemek için tıklayınız...

Devamını Oku »

22 Şubat 2017 Çarşamba

Benden Arta Kalan Sen (Şiir)



Mehmet Kovancı'nın seslendirmesiyle "Benden arta kalan sen" şiiri...
Yazan: Tayfun Yavuz

Bu seslendirme için değerli hocam, ağabeyim Mehmet Kovancı'ya sonsuz teşekkürler...
Devamını Oku »

19 Şubat 2017 Pazar

Minicik Bedenine Nasıl Sığdı O Yürek? (3)

Ağlamak yüreğimi sulamak gibi gelir bazen, çoğu zaman her damla cayır cayır yakar yanaklarımı böyle anlarda yüreğim ayrı bir sızlar. Gözlerime söz geçiremem belki de ağladığı zaman gördüğü şeyler geri gelir diye düşünüyordur. Her ağladığımızda görmek istediğimiz gelseydi keşke gözlerimizin önüne, canlı, kanlı dikilseydi karşımıza da sımsıkı sarılabilseydik. Kaç bardak su içersen iç boğazından gıcık bir türlü gitmez, evin içi cehennem gibi olsa da ağlamanın ardından gelen üşüme hissini engelleyemez…

En çok da çocukluğumun gelmesini isterdim,

Tutardım ellerinden, öperdim o ışıl ışıl gözlerinden, okşardım saçlarını, istediği yere götürürdüm. Eğer ki olsaydı böyle bir şansım sırtımda bile taşırdım onu, silerdim gözyaşlarını, parka götürürdüm, salıncakta sallardım. Ne okul konuşurdum onunla, ne de başka bir şey tek kelime etmeden de hoş tutardım gönlünü çünkü bilirim hoş olunca gönlüm, onun da hoş olacak gönlü…

Başında nöbet tutardım üstü açılmasın diye, içinde ukde kalan ne varsa gerçekleştirirdim. Mesela her gece başını yastığa koyduğunda uyuyana kadar masallar anlatırdım, pikniğe götürdüm, o çok istediği hamağı alır, saatlerce eğlenişini izlerdim. Huzurla dolardı içim eminim, dolmayacak olursa da küserdim içime, şimdi özlemini duyduğum ne varsa onlarla daha çok ilgilenmesini sağlardım. Her gün defalarca sarıl derdim annenle, babana yani annemle, babama sarıl derdim. Onlarla da vakit geçirmesini dilerdim…

Eğer ki gelseydi şimdi çocukluğum,

Eksikliğini hissettiği şefkati gösterirdim ona, sımsıkı sarılırdım çünkü biliyorum buna da çok ihtiyacı var. Çünkü bilirim bazı zamanlarda nasıl sımsıkı sarılırım insanlara, birkaç saniye uzun sürsün diye bana sarılmaları…

Eğer ki gelseydi şimdi çocukluğum,

Ona en güzel oyuncakları alırdım, o çok merhametliydi, gönlü bol, eli açıktı çünkü bilirim iki poşet oyuncağını gözünü kırpmadan kardeş okula gönderdiğini. Çünkü bilirim kırmızı itfaiye arabasını defalarca eline alıp da bari bu kalsın diyip tekrardan poşete koyduğunu…


Eğer ki gelseydi şimdi çocukluğum,
Tutardım ellerinden,
Öperdim o ışıl gözlerinden,
Okşardım saçlarını…

Tayfun Yavuz
Devamını Oku »

17 Şubat 2017 Cuma

Bir Güzel Adam: Ceyhun Yılmaz

Yazıma başlamadan evvel müsaadenizle böyle bir evlat dünyaya getiren “Mine Yılmaz” anneyi sevgi,saygı ve rahmetle anıyorum. Diğer yandan da “Celal Yılmaz” babayı da sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Tüm anne ve babaların elleri hatta ayakları öpülesidir…

Gelelim bir güzel adamımız Ceyhun Yılmaz’a…


Bizim neslin bu güzel adam ile tanışması hepimiz çok iyi bildiği ve hala tekrar bölümleriyle bile bizi ekrana kilitleyen “Hayat Bilgisi” diziyle oldu. Saygıdeğer Gani Müjde’nin senaryosunu yazdığı ve Tarkan Karlıdağ’ın yönetmenliğini yaptığı bu dizideki her karakter başlı başına bir efsaneydi o zamanlarda ve öyle güzel repliklere sahiptiler ki yıllarca dillere pelesenk oldu. Sevgili Perran Kutman’ın (Afet Hoca) tiplemesiyle “Hoca camide” sözü yediden yetmişe hepimizin diline dolandı. Var mısın Arif, kopil ali, ortega, barbi, kikirik, beton, pikaçu, amil bey, mennan, ruhi, rüya ve daha bir sürü karakter gönlümüze taht kurdu. Bu güzel adam Ruhi karakteri ile hayatımıza -bizim nesilden söz ediyorum- girdi. Onun aşırı halleri, muzip tavırları ve tabii ki de bir efsane haline gelen “bu üçü bir çelişki midir? Bu üç sorunun cevabını istiyorum” repliğine hep beraber güldük, şimdilerde böyle samimi diziler kalmadı, olanlar da ya bitti ya da bir takım sebeplerden ötürü yayın hayatına devam edemedi. Neyse sağlık olsun efendim…

Sonralarında ise bu güzel adam radyo yayıncılığı, sunum, sinema derken iyice hayatımızın odak noktalarından biri haline geldi. Bilenler bilir, bilmeyenler için bilgi olsun bu güzel adamın şiir kitapları da var, seslendirmeleri de ayrı bir efsanedir. Öyle güzel, öyle içten okuyor ki ses tonunu öyle güzel öyle iyi kullanıyor ki okuduğu şiir sanki ayaklanıp, insana bürünüyor zaten her şiir biraz insandır efendim. Gelin beraber “Hüzünsün” isimli şiirini okuyalım;

Hüzünsün

Sen hüzünsün tenimde
Hüzün bahçemizin en bilindik çiçeğiydi
Hüzün ektik, acı kokladık yıllarca
Sonbaharda doğmuş anne babanın
Yağmur çocuklarıyız biz
Ondandır her ayrılığa
Hüngür hüngür ağlamamız...

Ceyhun Yılmaz

“İzmir Akşamı” isimli şiiri de en sevdiğim şiiridir. Ne de olsa İzmirliyiz;

Öyle bir akşam oldu ki İzmir’de
Sanki ben batırdım güneşi
Öyle bir akşam ki
Vedalaşır gibiyim sanki bir şeylerle
Onunla yürüdüğümüz yerde
Yürüyorum tek başıma
Alsancak’ta
O zaman da elimi tutmamıştı ama
Sanki şu an daha boş elim
Daha yalnız, biraz daha yaşlı
Biraz daha anlayışlı

Ceyhun Yılmaz

Dediğim gibi biz çok ufaktık hayatımıza girdiğinde zaten teknoloji de bu kadar ilerlemiş değildi. Şimdilerde teknolojinin gelişimiyle -tabii bu arada biz de bilinçlendik- ünlülerin hayatı kimi zaman onların izin verdiği, kimi zaman da izin vermediği kadar gözlerimizin önünde, sahi ünlü diye de insanları bu kadar sıkmayın efendim onların da özel hayatları var. Bu kadar incik cıncık etmenize lüzum yok diye düşünüyorum yanlışsam düzeltin…

Son üç ya da dört yıldır hele ki son zamanlarda Ceyhun Abiyi biraz daha tanıyor ve çok daha fazla seviyorum. Takip edenler bilir “Enayi” adını verdiği martı dostuyla aralarında geçen muhabbetleri ve karşılıklı sohbet tadındaki kısa yazıları çok güzel, çok özel ayrıca da düşündürücü oluyor. Kimi zaman güldürüyor, kimi zaman da alıp götürüyor bizleri bilinmez diyarlara doğru. Sahi bu olaydan sonra bir çoğumuz “Enayi” isimli bir martı dostum olsun diye düşündü ve belki de bazılarımız buna sahip olmayı başardı. Bu arada sanmayın ki hep aynı martı “Enayi” hepsinin adı ve biz hepsini aynı kabul ediyoruz zaten işin samimiyeti de güzelliği de burada başlıyor. İşte o paylaşımlardan bir tanesi;








-Neden böyle be Enayi?
İnsan neden yapar bu kandırmaları...
-Nereden sevdiğini gösterme ceycey!
Oradan acıtıyorlar❗





Bende bir şair - yazar adayı olarak birkaç dize yazmak istiyorum;

Bir Güzel Adam: Ceyhun Yılmaz

İnsan sevgisi, hayvan sevgisi olan insanları sevin
Zaten insan sevmeli, düşmanlık safi zarardan ibaret
Şiir okuyun efendim hatta yazın, yazmayı deneyin
Kitap da okuyun kendinizi sınırlandırmayın
Elinize ne geçtiyse okuyun, okumaya çalışın
Martılara simit -buralarda gevrek derler- atın
Unutmayın hepsinin ismi “Enayi”

Film izleyin efedim, şarkı söyleyin sesiniz güzelse
Siz en iyisi kötüyse de söyleyin, şarkı iyidir
Dinlemeyi de ihmal etmeyin
Sınıflandırmayın kimseyi, o, bu, şu diye
Herkesi sevin, sevmeye çalışın
Sevemiyorsanız da nefret etmeyin efendim

Böyle güzel insanlarla birlikte olun
Olamıyorsanız da takip edin bir zahmet
Güzel insanların sayısı az efendim
Böyle güzel insanları kaybetmeyin


Tayfun Yavuz
Devamını Oku »

15 Şubat 2017 Çarşamba

Minicik Bedenine Nasıl Sığdı O Yürek? (2)

O ufak çocuğun dirayetini verin bana, o her şeye göğüs geren çocuğun yüreğini verin, ben onun kadar cesaretli değilim, o bir şekilde içindeki sıkıntıyı atardı, bense içimdeki sıkıntıyı içime atıyorum…

O çok zor günler geçirdi, ben onun kadar dirençli değilim. Ağlayışı gelir gözlerimin önüne, hastalanıp tek başına yattığı ise gitmez gözlerimin önünden. O biçare halini bir başkasına anlatırken gözlerinin yaşardığını bilirim. Duvarlara attığı yumrukları, uzun gecelerde uykusuz kalışını…

Bir Allah bir de ben bilirim….

Üst üste yaktığı sigaraları, aynı fotoğraftan iki tane olduğu için bir fotoğrafı yırtıp da diğer hiçbir fotoğrafı yırtmaya kıyamayışını bilirim. Yağmurun altında saatlerce kalıp sırılsıklam olana kadar ıslandığını bilirim. Ayakkabılarının su alışını, evinin dış kapısının önünde, koridorda ve babasının gözlerinin önünde bayılışını bilirim…

Duvarlara fırlattığı bardakları, kolunun kesilişini, yazıp yazıp kimseye okumadığı satırları bilirim. Doğum gününde tek başına kalışını, kutu gibi bir odanın içerisinde tek başına karanlıkta oturuşunu, herkesten uzaklaştığını bilirim…

Bir düğünün ortasında daralıp, evine koştura koştura gidip, bir şeyler yazışını ve tekrar koştura koştura düğün yerine geri dönüşünü, onun yokluğunun fark edilmemiş olmasını bilirim…

Aç kaldığı günleri, yumruklarını sıkıp da kavga edişlerini bilirim. Salonun ortasında dizlerinin üstüne çöküp ağlayarak dua edişlerini, evdeki eşyaları dağıtışını, aynı kıyafetleri giyişini, bazılarının onun varlığını unutuşunu, yüzüne gülenlerin, arkasından konuştuklarını, kurduğu hayalleri, ağzının bıçak açmayışını, dirseklerini çürütüşünü bilirim…

Kursağında kalan onca şeyi,
Sayfalarca yazmasına rağmen hiçbir şeyi anlatamamış olmasını,
Kalemini kendi hayal dünyasında kana bulayışını,
Yakınlarını,
Sevdiklerini satırlarında defalarca öldürüp kendini katil şair ilan edişini bilirim…

Kimse bilmez,
Bir Allah bir de ben bilirim…

Sökük bir gökyüzünün kirli bulutları altında ıslandı insanlar, sokakların kaldırım taşlarında saklı kaldı çığlıklar. Güneş ısıtmadı buz tutan dudakları, rüzgar saçlarını hiç okşamadı, hayat her fırsatta vurdu, her fırsatta bir darbe indirdi…

Şiirlerin arasında gizlenen siluetler görüyorum, bir boşluk bulsa koşturacak satırlar boyunca, bir de basılan çığlıkları duyuyorum bilhassa kendi çığlıklarımı ancak ne kendi çığlıklarımı ne de siluetleri takip edebiliyorum. Dirsek çürüttüğüm gecelere dönüyorum, bir sağa bir sola dönüyorum bazen kırık bir hayalimi bazen de kurumuş bir gözyaşımı buluyorum. Nefesimin daraldığını, düşüncelerin ortasında boğulduğumu hissediyorum ancak anlatamıyorum, ne dilim iki çift söz etmeye meyil edebiliyor ne de kalemim iki satır yazabiliyor…

O ufak çocuğun dirayetini verin bana, o her şeye göğüs geren çocuğun yüreğini verin, ben onun kadar cesaretli değilim. Onun neler çektiğini,

Devamını Oku »

14 Şubat 2017 Salı

14 Şubat Sevgililer Günü

14 Şubat Sevgililer Günü…

Kiminin bugünün gecesinde başlar hüzün yüreğinin kıvrımlarına saplanmaya ve inanın ki “Sevgililer Günü” dedikleri koskoca bir palavra, yaşadığımız hangi bizim ki bugün mü olacak sizin?

Hayatın numaraları bitmek bilmiyor, takvimlerde bile özel bir gün ayrılıyor mutlu ve özel olan insanlara, kıskandığımdan söylemiyorum bunları inanın ki içimden geldiği gibi yazıyorum. Bırakalım bugün sizin olsun, ufak bir ayrıntı ancak bu mantıkla bakarsak kalan 364 gün sevgilisi olmayanların…

Hediye paketleri açılsın, gülsün yüzünüz, bu sizin en özel gününüz. Yirmi dört saatlik bir keyif sürün, sarılın hadi birbirinize ve kutlayın ya da kutlamaya çalışın şu ufacık günü. Takvim size bir günlüğüne göz kırpsın, dudaklarınızdan en güzel cümleler dökülsün çünkü bu sizin en özel gününüz…
Yirmi dört saatlik pembe bir tablo bugün…

Bugün sizin en özel gününüz nam-ı diğer “sevgililer günü”

Bizim takvimimizde bugün Salı…


“Bugün sevgililer günü değil, bugün Salı”

Tayfun Yavuz
Devamını Oku »

11 Şubat 2017 Cumartesi

Anne - Baba Utanıyorum (Özgecan Aslan'ın Anısına)

Be hey dostlar, be hey düşmanlar!
Bu satırları inanın ki ne kalem, ne yürek, ne de harfler kaldırır…
Bileklerim sızlıyor, gerçekler siyah değil, gerçekler kana bulandı. Yüzlerimiz yerde, sesimiz çıksa da yüreklerimiz cayır cayır yanıyor. Bilinçaltımda yatan bir katliamın izleri aklımın sınırlarını zorlar, yazmak vicdanımı rahatlatmaz. Hapis, idam, hadım etmek bile inan ki bugün hiçbirinizi aklamaz. O gün tüm Türkiye'nin bilekleri kesildi, o şeref yoksunu pisliklerin yüzünde tırnak izlerimiz. O gece son kişiydik her birimiz, gaza bastı şoför uçuruma doğru, o gece tüm Türkiye yani her birimiz tecavüze uğradık. Levyeyle vurdular başımıza ölmediğimizi gördüklerinde, yetmedi ateşe verdiler ruhumuzu, bedenimizi…

Bir kişi değildi kadınların omuzlarında taşınan, inan ki hepimizi taşıdı, hepimizin tabutunu omuzladılar…

Daha fazla yazacak halim yok, daha fazlasını kaldıracak mecalim yok. O gün hepimiz öldük…

Son birkaç aciz cümle daha;

Kadına şiddete, cinsel istismara hayır, biri buna son versin.

Mekanın Cennet Olsun ÖZGECAN ASLAN

Kalemi kırmak zorundayım, bir türlü hıncımı alamıyorum.

Ağlamamak için kendimi zor tutuyorum.

Hiçbir kadının yüzüne bakamıyorum,

Anne, Baba UTANIYORUM!

12 ŞUBAT 2015 03.11

Tayfun Yavuz


Devamını Oku »

Mektup - 1 (İnsanlara)



Mavi bir gökyüzü var, deniz var, Güneş var, birçok şey var hayatta ve birçok kötü şey de var...

Ne zaman çalsa kapı, için yanıyorsa eğer mazide kalan birileri vardır...

Gidenler vardır hayatında, gelmeyenler, bekleyenler vardır. Gece içine bir kasvet bırakıyorsa eğer dudaklarında kalan yitik cümleler vardır...

Kırık bir kalp, ne zaman iyileşir, nasıl iyileşir bilemiyorum. Kolay bozulan şeyler çok zor tamir ediliyor ve bazı şeylerin tamiri bile mümkün olmuyor...

Çalan şarkıya ne eşlik ediyor, sigara mi yoksa çay mi, kahve mi? Yalnızlığına inat bir nebze olsun gülüyorsan eğer bir parça umut kalmıştır içinde, derinlerde bir yerlerde ve nasıl olacak bilmiyorum ancak inanıyorum...

O güzel insanlar, o güzel atlarla geriye gelecekler ve her şey daha güzel olacak...

Umarım...

Tayfun Yavuz
Devamını Oku »

8 Şubat 2017 Çarşamba

Cemal Süreya Kimdir, Hayatı, Eserleri

Cemal Süreya Kimdir? Hayatı, Yaşamı, Eserleri ve Dahası...

Asıl adı Cemalettin Seber olan, Cemal Süreya 1931 yılında Erzincan’’da dünyaya gelmiştir. Edebiyatımızın en usta şairlerinden Cemal Süreya’’nın babası 1938’de Erzincan’dan sürgün edilir. Pülümür köyünden yola çıkarak zorunlu bir göz yaşayan Seber ailesi Bilecik’’te yaşamaya başlar. Bilecik’’e sürülen ailenin aynı zamanda bir başka şehre gitmeleri de yasaktır. Cemal Süreya’’nın annesi Gülbeyaz Hanım, erken yaşta ölünce o yıllardaki adı ile Cemalettin Seber İstanbul’a gönderilir. 1942 yılına kadar İstanbul’da eğitim gören Cemal Süreya, 1942 Bilecik’’e geri getirilir. Bu yıllarda babası bir başka hanımla evlenir ancak Cemal Süreya, bu evlilikten hiç de memnun değildir. Ortaokul yıllarında ise yıllar sonra ilk eşi olacak olan Seniha Nemli ile sınıf arkadaşı olur. Ortaokuldan sonra Cemal Süreya, Haydar Paşa Lisesi’ne parasız yatılı olarak kaydolur. Lise yıllarında ise üvey annesi bir olay neticesinden evden ayrılır ve Cemal Süreya’nın babası bir süre sonra bir başka evlilik yapar. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’n’de Maliye ve İktisat Bölümünde okumaya başlayan Cemal Süreya, bu yıllarda Muzaffer Erdost, Sezai Karakoç, Nihat Kemal Eren ve Hasan Basri ile çok yakın arkadaş olur.

Ortaokulda sınıf arkadaşı olan Seniha Nemli ile evlenen Cemal Süreya, 1954 yılında okuldan da mezun olur ancak bir süre sonra evlilikleri bozulmaya başlar. 1955 yılında kızı Ayçe doğar ve Cemal Süreya bu günlerde Müfettiş yardımcısı olarak İstanbul’a atanır. Evlilikleri bir süre daha devam eder ancak bir süre sonra tamamen biter.

1967 yılında ise Cemal Süreya, dönemin önemli dergilerinden “Yelken” de çalışan Zuhal Tekkanat ile evlenir. Üç sene sonra ise Memo Emrah adında bir çocukları olur ancak maddi sıkıntılar devam etmektedir. Memuriyete geri dönen Cemal Süreya, Ankara’ya atanır. Zuhal Hanım ise İstanbul’da kalır. Bir süre bu şekilde ayrı yaşarlar ancak Zuhal Hanım da sonra Ankara’ya gelir. Birlikte yaşamaya başlayan ailede zamanla geçimsizlik peyda olur. Cemal Süreya da Zuhal Hanım da birbirlerinin olağan dışı kıskanmaktadır ve neticede boşanırlar.

1975 yılında ise Cemal Süreya üçüncü evliliğini gerçekleştirir. Güngör Demiray ile büyük bir aşka ile evlenen Cemal Süreya’nın bu evliliği ancak ve ancak bir yıl sürer. Daha sonra Cemal Süreya, ikinci eşi olan Zuhal Hanım ile tekrar birleşir fakat bu birleşme de ayrılıkla sona erer.

Son olarak Cemal Süreya, Birsen Sağnak adında bir hanım ile evlenir. Birsen Hanım, dört çocuklu bir annedir. Bir kitap evinin de sahibi olan Birsen Hanım adeta Cemal Süreya’nın çekilmezliklerini bir alaşağı eder ve ona büyük bir şefkat ile yaklaşır. Bu tarihe kadar Cemal Süreya birçok devlet kademesinde müfettişlik görevini icra eder ve 1982 yılında emekli olur. Ancak bu tarihten itibaren sakin bir yaşam elde edemez. Evliliği çok iyi giderken Cemal Süreya, emeklilik maaşının yetmemesi üzerine bir bankada çalışmaya başlar. Fakat banka iflas edince bir süre yargılanan Cemal Süreya dava neticesinde beraat eder.

Sigara alışkanlığından bu yıllarda kurtulan Cemal Süreya, alkolden bir türlü uzaklaşamaz. Yine bu günlerde oğlu Memo nedeniyle büyük sorunlar yaşar. 9 Ocak 1990 yılında usta şair ve yazar Cemal Süreya, hayata veda eder. Onun yaşamının özellikle son dönemleri büyük bir huzursuzluk içinde geçer.
Yazın Yaşamı

Cemal Süreya, edebiyat henüz ortaokul yıllarında merak salar. Bu yıllarda Fransızca da öğrenmeye başlayan Süreya, bu yıllarda sınıf arkadaşı olan Seniha Hanım’a şiirler yazar. Lise yıllarında ise Cemal Süreya, iyice edebiyata yönelir. Edebi araştırmalar yapan Cemal Süreya bu yıllarda I. Yeni şiiri ile ilgilenmektedir. Bu yıllarda Ahmet Muhip Dıranas ve Özdemir Asaf gibi isimleri fazlaca okur. Üniversite yıllarında ise Cemal Süreya çeşitli takma isimler ile muhtelif dergi ve gazetelerde yazılar yazar. Cemal Süreya ilk şiirini ise 1953 yılında Mülkiye dergisinde yayımlar. Ancak Cemal Süreya “Şarkısı Beyaz” isimli bu şiiri sonradan kitaplarına almak istemez.

Bu yıllarda dergilerde karikatürleri de yayımlanan Cemal Süreya, kendisini tam olarak “Gül” şiiri ile edebiyat dünyasına duyurur. 1955 yılında ise “Üvercinka”, “Dalga”, “Güzelleme, “Üçgenler”, “Cigarayı Attım Denize”, “Nehirler Boyunca Kadınlar Gördüm” gibi önemli eserleri dergilerde yayımlanır.

1957 yılında ise Cemal Süreya, babası Hüseyin Bey’i kaybeder. Kendisine büyük bir etki yapan bu durumu şair “Sizin Hiç Babanız Öldü mü” adlı şiiri ile kaleme alır. Bu tarihten bir yıl sonra usta şair, ilk şiir kitabı olan “Üvercinka” yı yayımlar. Kitap büyük bir ses getirir ve 1959 yılında Yeditepe Şiir Armağanı’nı kazanır. “Papirüs” adında bir dergide çıkaran Cemal Süreya’nın eşi Zuhal Hanım, bir süre büyük bir kalp rahatsızlığı geçirir. Bu sırada Cemal Süreya onun yanında ayrılmaz ve her gün olan mektuplar yazar. Zaman sonra şair bu mektupları “Onüç Günün Mektupları” ismiyle kitap haline getirir.

Cemal Süreya, bir süre Politika gazetesinde köşe yazarlığı yapar ve bu yıllarda “Şapkam Dolu Çiçeklerle” adlı deneme kitabını yayımlar. Şiirinin yanı sıra Cemal Süreya, nesriyle de edebiyatımızın en önemli yazarlı arasında anılmaktadır. 1977 yılında “Emeğin ve Emekçinin Tarihi” yayımlayan Cemal Süreya, birçok yapıtı ile nesir başarısını kanıtlamıştır. Bir süre “Aydınlık” gazetesinde de yazılar yazan Cemal Süreya, 1984 yılında Sevda Sözlerini yayımlar.

Edebiyatımızın temel taşlarından biri olan Cemal Süreya’nın kuşkusuz sanat yaşamını boyunca en çok dikkat çeken yönü çocuk edebiyatı ile bağıdır. “Çocukça” adında bir dergide “Aritmetik Kuşlar Pekiyi” diye adlandırdığı köşesinde çocuklar için müthiş bir duyarlılık ile yazılar kaleme alır.

İkinci Yeni hareketinde bir süre yer alan Cemal Süreya’nın şiiri tam olarak 2. Yeni ile bağdaşmamaktadır. Esasen Cemal Süreya’nın konuşma dilini şiirde kullanması daha çok bir süre ilgilendiği Garip akımına benzemektedir. Bu yönüyle de şair 2. Yeni çizgisinden ayrılmaktadır. Bunu yanı sıra Cemal Süreya kalemin özgür olması fikri ile 2. Yeniciler’in şiir konusundaki sert kurallarını da bir türlü benimseyememiştir.

Cemal Süreya, daha çok kendi akımını kendisi yaratarak kendine özgü bir şairlik örneği göstermiştir. Şiirlerinin yanı sıra denemeler, tenkit yazıları, şiir ve düz yazı tercümeleri, çocuk kitabı, günce ve derlemesi bulunmaktadır.
Bazı Eserleri
Şiir

•*Üvercinka (1958)

•*Göçebe (1965)

*Beni Öp Sonra Doğur Beni

•*Güz Bitiği (1988)

•*Sıcak Nal (1988)

•*Sevda Sözleri (1990, 1995, tüm şiirleri)
Deneme- Eleştiri

•* Şapkam Dolu Çiçekle (1976)

•*Günübirlik (1982)

•*99 Yüz (1992)

•*Uzat Saçlarını Frigya (1992)

•*Folklor Şiire Düşman (1992)

•*Aydınlık Yazıları/ Paçal (1992)

•*Oluşum’da Cemal Süreya (1992)

•*Papirüs’ten Başyazılar (1992)

•*Toplu Yazılar I (2000, Şapkam Dolu Çiçekle ve Şiir Üzerine Yazılar)

•*Toplu Yazılar II (2005, Günübirlikler)
Günce

*999 Gün/ Üstü Kalsın (1981)
Mektup•

*Onüç Günün Mektupları (1990)

•*Çocuk Kitabı

•*Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi (1993)
Söyleşi

•*Güvercin Curnatası (1997)
Derleme

•*Mülkiyeli Şairler (1966)

•*Yüz Aşk Şiiri (1967)

Kaynakça:

Duruel, Nursel, Kitaplık Dergisi -A’dan Z’ye Cemal Süreya-, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2003.

Yazar: Canan Yıldırım

http://www.cemalsureyasiirleri.com dan alintidir...
Devamını Oku »

KIZLARA SÖZ VER UNİCEF



GEL BU PROBLEMİ BİRLİKTE ÇÖZELİM!

Çocuklar 18 yaşından önce evlendirilmemeli. Her çocuk, çocukluğunu yaşamalı. Eğitimine devam etmeli. Kızların kendi geleceklerinde söz hakkı olmalı. Kızlara söz ver! UNICEF’e imzanla destek ol.

HAREKETE GEÇ,  "BURAYA TIKLA" İMZANLA DESTEK OL!

UNICEF çocuk evliliklerinin engellenmesi, kız çocuklarının eğitime devam etmesi için çalışıyor.

Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması’na göre 20-24 yaş aralığındaki kadınların %15’i halen 18 yaşından önce evlendiklerini ifade etmişlerdir.

15 yaşından küçük kızlar arasında raporlanan cinsel taciz oranı %9’dur.

Çocuk evliliklerinin önüne geçmek, Kız çocuklarının eğitime devam etmesini desteklemek, cinsel istismar konusunda sıfır toleransa ulaşılması, çocuk koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi için harekete geç...
Devamını Oku »

Pis Eller Görüyorum

Kuşların kanatlarını kırdılar, boğdular tüm sevinçleri, gömdüler karanlığa bu güzel şehri, yarınlara olan umutları zincire vurdular. Hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadılar, sustu bugün rüzgar, sustu kuşlar, durgun denizler, düştü birer birer hayaller, çamura bulandı umutlar...

Kimsenin yüzünün kıyısına tebessüm vurmadı, toz kaplamış gönülleri temizleyemedi belediye işçileri, yüreğine dokunulmuyor hiç kimsenin öyle ki bir dokun bin ah işit. Kapıların eşiklerinde acının simgesidir bir çift ayakkabı, yedi gün ışıklar sönmez o evde ve gelen giden eksik olmaz. Yavaş yavaş ayakları kesilir tüm komşuların, kapının önündeki bir çift ayakkabının yerinde yeller eser. Şimdilerde gözyaşları acıyı yüklenir omuzlarına, gel gör ki o vakitlerde hiç kimsenin eli uzanmaz omzuna...
Çocukların uçurtmalarını vurdular, bilyelerini çaldı cellatlar, ip atlaması gerekirken, ölüm denilen halatın üzerinden atlar çocuklar, yağmur yağmaz oldu bu şehre, bombalar yağmakta üzerine üzerine ve çocukların annelerini, babalarını çaldılar...

Güneş doğsa da aydınlatamaz bazı sokakları, giremez bazı evlerin içine öyle ki ışık vurmaz bazı yüreklere, havaya kalkan eller görüyorum, o eller ki emanete hıyanet ediyorlar. O eller ki anneleri, kızları, kadınları kırıyorlar. Öyle pis eller görüyorum ki ufacık bedenlerin üzerinde geziniyor, öyle hain eller görüyorum ki ağızları kapatıyor yaptığını gizlemek adına, öyle temiz elbiseler gördüm, o temiz elbiseleri kirleten bedenler, kirleten eller öyle ki suçları örten, görmezden gelen eller...

Ay ve yıldız delip geçer gibi göğü, rüzgar ile dans eder gibi al bayrağım. Kara bulutlar utana sıkıla dolaşıyor memleketimin üzerinde ve buna aldırış etmeyen cellat yüzlü hainler görüyorum. Gökyüzünü delip geçen kurşunlar sağır ediyor kulakları, kilometrelerce uzaktan ateş düşüyor ocaklara, her ateş düşen ocağın sancısı düşüyor yüreklere, kiminin gözünde yaş, kiminin gözlerinde, dilinde, dudaklarında öfke öyle ki elden bir şey gelmiyor ve ne geliyorsa hep el'lerden geliyor. El'den gelen bunca şeye rağmen özünden de vuruluyor vatanım. Kardeşi kardeşe kırdırmaya çalışıyor çakallar, anaların evlatlarının canına göz dikiyor namertler ve buna göz yumuyor kendini bilmezler...

Dualar uzanır semaya, sığınır milletim, mazlumum, masumlarım Rabbine, yürekler atar vatan aşkıyla sabır, şükür, lanetler birer birer uçuşuyor havada, pis eller görüyorum, o eller ki vatanımın namusuna göz dikiyor...


Tayfun Yavuz
Devamını Oku »

7 Şubat 2017 Salı

Minicik Bedenine Nasıl Sığdı O Yürek?(1)

Başkalarına, başka olaylara da ağladım ama ben en çok kendime ağladım. Yüreğimin cız ettiği anlarla göz göze geldim, duymak istemediğim şeyler duydum ancak en çok içine düştüğüm anlarda cız etti yüreğim. Yıldızlarla dertleştim, bir yıldız kaysa diğerine, diğeri kayıp gitse ötekine dönüp anlatmaya çalıştım derdimi ve eğer ki hiç yıldız yoksa gökyüzünde kırık bir tebessüm gönderdim Ay’a onunla dertleştim. Oysa ki en çok da kalemimle, kağıdımla, iki dudağımın arasında duran sigaramla dertleşmeye çalıştım…

Aynada kendime eskisi gibi bakmıyorum, o ufak çocuk özenle tarardı saçlarını, annesinin yıkayıp, ütülediği kıyafetlerini büyük bir titizlikle giyerdi ve gülerdi bu güzel haline kendince hani hafiften de kasılmasını bilirdi. Kendine ait bir gözlüğü olmadı hiç, o yüzdendir ki hep büyüklerinin gözlüklerini takar ve havasından geçilmezdi. Ayakkabılarının bağcıklarını öğrendiği kadarıyla bağlar, üstlerini, yanlarını en ince ayrıntısına kadar temizler hatta gerekiyorsa da boyardı. Babasının parfümünü de sıktı mıydı hiç kimse karşısında duramazdı…

Yerdeki örtünün çizgilerini yol sayar, arabalarını yarıştırırdı, askerleri iki gruba ayırır savaştırırdı, trenin kendi kurduğu raylar üzerinde döne döne gidişini saatlerce izler, katıla katıla gülerdi. Körebe, misket, taso, beyblade, sek sek, saklambaç, yerden yüksek, kurt baba, ebelemece, yakar top oynar, mahallece maç yaparlardı…

Ufacık bedeniyle her şeye karşı durur, hiç kimseye ezdirmezdi kendi, kolay kolay ağlamazdı çünkü o benden çok daha güçlüydü. Sigaradan nefret ederdi, babasına yalvarırdı içme artık diye şimdi görseydi bu halimi o ufacık çocuk eminim ki yüzüme tükürürdü…
Her sabah erkenden kalkar televizyonun karşısına kurulur çizgi film izlerdi şimdi o çizgi filmlerde mazide kaldı. Ne bugs bunny ne duffy duck ne de jetgiller kaldı. Hugo ve Tolga Abi’yi kaçırmazdı hiç, öyle ki televizyonu açar ve on – on beş dakika ekranın gelmesini beklerdi…

Minicik bedenine nasıl sığdı o yürek?
Minicik omuzların nasıl kaldırdı bu kadar acıyı?
Micinik ellerinle nasıl da sımsıkı tutundun dünyaya
Minicik kalbin meğerse dağlardan büyükmüş
Ne duyan ne de gören inanır buna
Söylesene canına yandığım çocukluğum
Minicik bedenine nasıl sığdı o yürek?

Tayfun Yavuz
Devamını Oku »

2 Şubat 2017 Perşembe

Bir Adam Yatıyor Sokakta (Kısa Öykü)

Soluk soluğa etrafı gözledi ve sağ eli kalbinin üzerindeydi kızarmıştı. İlacını buldu ancak bitmişti. Bakışları yardım istiyordu, dudaklarındaki sükuneti korumaya devam ediyordu. O anda evden çıktı. Eczanenin yolunu tuttu, ilerlemeye başladı, adım adım sürünüyordu. Yürüyordu ancak buna sürünmekten başka bir karşılık yoktu. Güneş kara bulutların arasında son ışınlarıyla birlikte kaybolmuştu. Gökyüzü gürüldüyordu. Bomboştu sokaklar, bulunduğu dalı terk etmeye başlamıştı yapraklar. Sararan yapraklar sonbaharın habercisiydi ve ilacını bulamazsa onun da sonbaharı olacaktı. Titriyor, terliyor bütün vücudu kaskatı kesiliyordu. Gücü kalmamış ve son duasını etmeye başlamıştı. Sokağın başına gelmişti. Eczane ise sokağın sonundaydı ancak bir adımlık daha dermanı kalmamıştı. Duvara yaslandı, yavaş yavaş diz çöktü, gözleri ıslaktı yanaklarına kadar ve bir anda yere yığılmıştı. Artık gerçekten sürünüyordu. Gelen, geçen kimse yoktu. Bu bir kabus mu diye geçirdi içinden, bunun bir rüyadan ibaret olmasını ne çok isterdi. Kaldı öylece kımıldamıyordu ve artık insanlar gelip geçiyor aldırış etmiyordu. Yerde bir adam hareketsiz bir şekilde yatıyordu. Kimse onu görmüyordu, bakan çoktu ancak gören yoktu. Çünkü ön yargılarının duvarlarından ötürü sadece görmek istediklerini görüyorlardı. Kimileri fotoğraf çekmeye başlamıştı. Gülüyorlardı ancak adama ne olduğunu sormuyorlardı, bilmiyorlardı da onlar eğlenmeye devam ediyordu. Gözlerini aralamak istedi çünkü çevresindeki sesleri duyuyordu ancak kımıldayamıyordu. Bir an kendine geldi, gözlerini araladı evindeydi kabus görmüştü. Kalktı bir bardak su içti, terden sırılsıklam olmuştu üstünü değiştirdi, ellerini yüzünü yıkadı ve yeniden yattı çünkü saat daha henüz bir olmuştu. Başını yastığa koyar koymaz uykuya daldı.

Gecenin bir yarısı öksürerek uyandı adam, soluk soluğa etrafını gözledi. Elini kalbine doğru götürdü krizi tutmuştu ve ilacını arıyordu. Çok geçmeden buldu ilacı ancak bitmişti. Adamın gördüğü kabus adım adım kusursuzca realiteye dökülüyordu. Eczanenin yolunu tuttu adım adım ilerliyordu hatta sürünüyordu. Kabusunda olduğu gibi eczane sokağın sonunda o ise başındaydı o anda yere çöktü gerçekten sürünüyordu. Yığıldı kaldı öylece kimseler yoktu sokakta acaba gerçekten bitmiş miydi acaba Azrail pençesini geçirmiş miydi ruhuna, tüm hayatı gözlerinin önünden geçti. O sırada biri geldi yanına umutlandı ve yardım istedi güçlükle ancak gelen adam cüzdanını alıp gitmişti. O anda tüm hayatı tekrar geçti gözlerinin önünden, o zamanlar on üç yaşındaydı ve dedesiyle konuşuyordu; “Bak evlat yaşın daha küçük yarın ne olur bilemeyiz, yarını geç beş dakika sonrasını bile bilemiyoruz. Biliyorum senin yaşındaki bir çocuk için bu konuşmalar can sıkıcı olur, oluyordur da zaten ancak sana bunları anlatmak bizim görevimiz. Öncelikle dürüst ol, kimsenin parasında, pulunda, karısında, çocuğunda gözün olmasın. Okuman gerek yoksa kimse bakmaz sana ne babana ne annene ne de bir başkasına güvenme bakarlar diye en fazla askerden gelene kadar sonra kendi başına kalacaksın. Bak bunlar klasik yani rutin konuşmalar ben sana başka bir şey diyeceğim. İnsanlar düşenin yanında olmaz, her gelen de sana dost eli uzatmaz. Dost sanırsın düşman çıkar, düşman sanırsın dost çıkar. Bu dünya çıkarlar dünyası birinin işine yarıyorsan can ciğer kuzu sarması olursun ancak yaramıyorsun yüzüne bakmazlar ve hatta yolunu bile değiştirenler olur. Paran varsa cebinde senden iyisi yoktur ancak paran yoksa senden kötüsü yoktur. Yani anlayacağın para konuşuyor bu hayatta seni değil paranı seviyorlar, seni değil yaşantını seviyorlar. Ancak hep böyle olacak değil seni gerçekten sevenler de çıkacaktır ve sana öğüdüm o ki onları asla kaybetme, seçerken de dikkat et, defalarca düşün sonra karar ver. Hadi şimdi hayat seninle oynamıyorken git oyun oyna eğlen çünkü büyüdüğünde her insan gibi her yetişkin gibi sende şu yalan dünyanın oyuncağı olacaksın, hadi koş eğlen zamanın varken bunların hepsini gerçekleştir.” Gözlerinden yaşlar akıyordu, dedesi nasıl da haklıydı, nasıl da haklı çıkmıştı bir kez daha oysa onun haksız çıkmasını dedesi de kendisi de nasıl isterdi. Her şey bitmişti artık gözlerini yumdu sıkı sıkı belki de kabus diye geçirdi içinden ancak bu sefer gerçeğin tam ortasındaydı.

Onu görenler olmuştu ancak sarhoş sanıp ilişmemişlerdi, onu görenler sokakta evsiz yaşayan biri sanıp aldırış etmemişlerdi, onu görenler yolun ortasında yatıyor diye ona kızmışlardı, onu görenler üstü başı düzgün değil diye yaklaşmamışlardı. Bakmak ve görmek bambaşkaydı onlar bakıyordu evet ancak görmüyorlardı. Onu görenler oldu ama ona yardım eden olmadı çünkü insanlar -insan- bir ölümü izlediklerini bilmiyorlardı. Çünkü insanlar insanlığın ölümünü görmüyorlardı, o ölümü izlerken dahi insanlığı bir kez daha öldürdüklerini bilmiyorlardı.

Tayfun Yavuz
Devamını Oku »

31 Ocak 2017 Salı

Yedi Güzel Adam (Abdurrahman Cahit Zarifoğlu)


Cahit Zarifoğlu, 1940 yılında Ankara´da Maraşlı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Çocukluğu Siverek, Maraş ve Ankara'da geçti. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatını bitirdi. İçe kapanıklığına, dalgınlığına, zeki olmasına karşın alabildiğine inatçıydı. Lise yıllarında arkadaşlarına cebir, geometri dersleri verdi. Fakat bir yıl edebiyat ve cebir derslerinden, iki yıl da yalnız cebir dersinden sınıfta kaldı. İnat etti ve kitapların kapağını açmadı. Edebiyat sınavına girer, hiç bir soruya cevap vermedi. Cebir sınavlarında da aynı tutumu sürdürdü. İşte bu süreçte bir yandan şiir yazarken bir yandan da mahalli gazetelerde çalışmaya başladı.

Çeşitli kurum ve kuruluşlarda muhasebeci, çevirmen, düzeltmen, teknik sekreter olarak çalıştı. Öğretmenlik yaptı. İlk şiir ve öyküleri lise öğrenciliği yıllarında Kahramanmaraş'taki yerel gazetelerde yayınlandı. Ardından İstanbul ve Ankara'daki dergilerde çıkan şiirleriyle tanındı. Kahramanmaraş'ta "Açı" adıyla bir sanat dergisi yayınladı.

Diriliş dergisinde şiirleri yayımlandı. Arvasilerden, Seyyid Kasım Arvasi'nin kızı Berat Hanım'la evlendi ve bu evlilikten üç kız, bir erkek evladı oldu. Nikahında şahitliğini Necip Fazıl Kısakürek yapmıştır.

1976 yılında Mavera dergisinin kuruluş çalışmalarında yer aldı. 7 Haziran 1987 tarihinde kanser hastalığından İstanbul'da vefat etti. Kabri Üsküdar Beylerbeyi'ndeki Küplüce Mezarlığı'nda ve kayınpederi olan Kasım Arvasi ile yan yanadır. Her sene 7 Haziran'da sevenleri tarafından mezarı başında anılır.

Şiir

Şiirler
İşaret Çocukları, 1967
Yedi Güzel Adam
Menziller
Korku ve Yakarış

Hikâye

İnsanlar
Hikâyeler

Çocuk hikâyesi

Serçekuş
Katıraslan
Ağaçkakanlar
Yürekdede ile Padişah
Küçük Şehzade
Motorlu Kuş
Kuşların Dili

Çocuk şiiri

Gülücük
Ağaç okul (Çocuklara Afganistan Şiirleri)

Roman
Savaş Ritimleri
Ana

Günlük

Yaşamak

Deneme

Bir Değirmendir Bu Dünya
Zengin Hayaller Peşinde

Tiyatro

KAYNAKÇA
http://www.sabah.com.tr/cahit-zarifoglu-kimdir-
Devamını Oku »

28 Ocak 2017 Cumartesi

Yedi Güzel Adam



Şehirlerin en kahramanı
Liselerin en karası
Yedi Güzel Adam kader ortağı
Şiirlerde çarpar yürekleri
Ayıplamazlar hiç kimseyi
Dilden düşenler öyle içten
Sanki yürek dile gelmiş gibi
Bir yalnız ardıç gölgesi
Kaç demlik çay bitti
Kimisi vazgeçti
Kimisi de içine hapsetti
Hepsi kıyısından köşesinden
Yakalandılar sevgiye
Her birinin derdi ayrı birbirine
Hiç kimse tanımaz birbirinin derdini
Onlardan başka herkese yabancı
Erdem Zehri aşk dedi derdine
Yıllar geçti üzerlerinden
Her biri ayrı bir yere savruldu
Kahramanmaraş bir anne gibi
Senelerce gözledi yollarını
Erdem döndü, Cahit döndü
Erdem düştü Naciye'sine
Yedi Güzel Adam döndü
Döndü yine Kahramanmaraş'a
Yedi Güzel Adam
Hepsinin derdi ayrı birbirine
Birbirlerinden başka herkese
Yabancı kaldı dertleri...

Tayfun Yavuz
Devamını Oku »